Silvanda yok olan gençlik

 

Silvan’ın dar sokaklarında bir gençlik vardı; kimisi hayalinin peşinde koşmak isterdi, kimisi ekmek parası için sabahın köründe uyanırdı. Ama o sokaklarda, gölgeler hep ağırdı. Bir yanından askerlerin postalları, diğer yanından devletin baskıları, bir yandan da işsizlik ve yoksulluğun acımasız pençesi gençleri kıstırmıştı.


İnsanlar, çocukluklarını sokak aralarında top oynayarak geçirmişti. O top, bazen dikenli tellerin ardına kaçardı, bazen de gözaltıların karanlık odalarına. Küçücük yaşlarda gördükleri şiddet, onların ruhuna işledi. “Okuyun, adam olun” diyen annelerin gözyaşları, kapı önlerinde yankılanırken, gençler çoğu zaman okumak yerine işkenceyle tanıştı.


Devletin gözünde onlar hep bir “tehdit”ti. Her köşe başında aramalar, her gencin cebine gizlice bırakılan uyuşturucu torbaları, polisin baskınları… Silvan sokakları, birer birer gençlerini ya dağa ya da mezara gönderiyordu. Çünkü umut ışığı neredeyse kalmamıştı.


Uyuşturucu, kimyasal bataklık gibi yayıldı. Kimileri direndi, kimileri içine çekildi. Düşen her genç, mahallenin yüreğini biraz daha kanattı. Çünkü herkes biliyordu ki o zehir, sadece bedenleri değil, ruhları da yok ediyordu. Devletin göz yumduğu, hatta bazen bilerek sürüklediği bu bataklık, Silvan’ın gençliğini tüketiyordu.


Ama öfke, her baskıyla biraz daha büyüyordu. Dayak yiyen, işkence gören, haksız yere gözaltına alınan gençler, bir gün kararını veriyordu: “Ya sokaklarda çürüyüp yok olacağız ya da dağların yolunu tutacağız.” Bir sabah evlerinden sessizce çıkan, ardında annelerinin ağıtlarını bırakan gençler, bir daha geri dönmüyordu.


Silvan sokakları, kaybolan gençliğin anılarını taşırken, duvarlara yazılan sloganlar birer çığlık gibiydi: “Unutmayacağız.” Çocuk yaşta hayaller kurmak isteyenlerin hayalleri yarım kalmış, gençliğini yaşamak isteyenler ya toprağa düşmüş ya da dağların sisinde kaybolmuştu.


Bugün hâlâ o sokaklarda yürüyenler, her köşede bir anının izini görür. Bir kaldırım taşında kan izi, bir duvar yazısında isyan, bir evin önünde hâlâ gözleri yollarda bekleyen anneler… Silvan’ın gençliği yarım kalmış bir hikâyedir. Ne tam yazılabilmiş, ne de unutulabilmiş. Bir yanıyla acı, bir yanıyla öfke, bir yanıyla umut… Ama en çok da kaybolmuş bir gençliğin suskun çığlığıdır.




Rezan Farqin Yayınları 

Post a Comment

Daha yeni Daha eski