Silvan'da Yarım kalmış hikaye

 


Benim adım Rezan.

Silvan’ın dar sokaklarında büyüdüm. Çocukken en büyük hayalim, annemi gururlandırmak, okulu bitirip öğretmen olmaktı. Ama büyüdükçe hayallerim küçüldü. Çünkü sokaklarımızda hayaller yaşamazdı, sadece yarım kalırdı.


Her sabah uyanınca kapımızın önünde zırhlı araçları görürdüm.

Sokakta oynadığımız topu bazen askerler tekmelerdi, bazen de polis gelip üstümüzü arardı. 

Daha on üç yaşındaydım, ilk dayağımı karakolda yedim. “Sen büyüyünce terörist olacaksın” dediler. O an çocukluğumun bittiğini anladım.


Liseye gittiğim yıllarda arkadaşlarım birer birer kaybolmaya başladı. 

Kimisi gizlice dağa çıktı, kimisi uyuşturucuya bulaştı. 

Polis, mahallede uyuşturucuyu dağıtanları görmezden geldi. 

Hatta herkes biliyordu ki bazılarını bizzat onlar koruyordu. 

Bizim gibi gençler için iki yol kalıyordu: Ya bu bataklığa saplanıp yavaş yavaş ölecektik ya da direnecektik.


Benim en yakın arkadaşım şiyar da işte o bataklığa düştü. İlk zamanlar bir şey anlamadık. 

Sessizleşti, gözleri karardı. Bir gün onu sokak başında baygın bulduk. 

Çaresizdim. Ona yardım etmeye çalıştım ama çok geçti. Şiyar’ın annesi, evlat acısıyla kendini yerlere atarken polis evin önünde alaycı bakışlarla duruyordu. 

O an içimde bir şey koptu.


Bir hafta sonra okuldan eve dönerken beni durdurdular. 

Hiçbir sebep yokken ters kelepçe yaptılar, yere yatırdılar. 

Beni karakola götürdüler, saatlerce sorguladılar. 

Dövdüler, hakaret ettiler. “Ya bize çalışırsın ya da ömrünü mapusta çürütürüz” dediler. O gece hücrede yalnız kalınca kendi kendime fısıldadım:

“Benim kaderim bu değil.”


O gün karar verdim. 

Yaşadığım bu hayat, benim gençliğim olamazdı. 

Devletin bana bıraktığı tek seçenek ya ölüm ya çürüme olmuştu. Ben de dağların yolunu seçtim. 

Çünkü orada, en azından kendi irademle yaşayabilecektim.


Annem, gidişimi sezmişti. 

O sabah yüzüme uzun uzun baktı. 

“Rezan, yolun zor olacak. Ama unutma, ne olursa olsun onurlu yaşa” dedi. O bakış hâlâ yüreğimdedir.


Şimdi dağların soğuğunda, yıldızların altında otururken Silvan sokaklarını hatırlıyorum. 

Kaybolan gençlikleri, yarım kalan hayalleri, annelerin sessiz çığlıklarını… 

Bizim hikâyemiz yarım kalmış bir defter gibi, sayfaları kanla yazılmış. Ama bir gün mutlaka tamamlanacak.




Rezan Farqin yayınları

Post a Comment

Daha yeni Daha eski