Bir adam vardı…
Hiç görmediğim, hiç tanımadığım, hiçbir yerde karşılaşmadığım bir adam. Yalnızca kelimelerin gölgesinde, mısraların derinliğinde, bazen de anlatıların sessizliğinde var olan bir adam. Ne bir sureti vardı gözümde, ne de bir sesi kulağımda; ama kalbimin içinde derin bir yer etmişti. Çünkü onu hep başkalarının sözlerinden duydum, hep birilerinin fısıltılarında, anılarında, şiirlerinde buldum.
Anlatan herkes aynı şeyleri söylerdi:
“İyi bir adamdı… elini uzatırdı düşene, gülüşünü verirdi ağlayana, sırtını yaslatırdı yorulana…”
Ama işte ben onu hiç görmemiştim.
Geceleri bazen penceremin önünde oturup, uzaklara bakarken düşünürdüm: “Nasıl bir adam olabilir ki bu kadar iz bırakmış, hiç görmediğim hâlde bana bile dokunmuş?” Sanki rüzgâr onunla konuşur, yağmur onun adını söylerdi. Bir çocuk gülüşünde, bir yaşlının duasında, bir annenin gözyaşında izi kalmış gibiydi.
Onu aradım…
Kalabalık şehirlerin sokaklarında, eski kitapların sayfalarında, yıpranmış şarkılarda, unutulmuş türkülerde… Ama ne yüzüne rastlayabildim, ne de eline dokunabildim. Bazen düşündüm: Belki de hiç var olmamıştı, belki de sadece insanların özlemlerinden doğmuş bir hayaldi. İyiye, doğruya, adalete olan açlığımızın ete kemiğe bürünmüş bir hayali…
Ama sonra anladım.
O adam aslında her yerdeydi.
Bir yetimin başını okşayan ellerde, yolda kalan birine su veren küçücük çocukta, umudunu yitirmiş birini ayağa kaldıran bir bakışta… O, belki tek bir insanda değil, insanlığın en güzel yanlarında gizlenmişti.
Belki de onun hikâyesi hiç bitmeyecek.
Çünkü her anlatanın dilinde yeniden doğacak, her iyi yürekte yeniden can bulacak. Ben onu hiç görmedim, hiç tanımadım, ama bilirim: O adam vardı. Ve var oldukça, insanlık da tükenmeyecek.
Çünkü bazen hiç görmediğimiz insanlar, gördüklerimizden daha çok dokunur yüreğimize.
Yazar : YARGISIZBELA21
.png)
Yorum Gönder