Silvan’ın Yarım Kalan Gençliği
“Bizim gençliğimiz yarım kaldı. Ama bizim kanımızla yazılan bu hikâye, bir gün tamamlanacak.”
Silvan’ın dar sokakları her gece sessizliğiyle konuşurdu. O sessizlikte bazen bir çocuğun ağlaması, bazen bir annenin dua fısıltısı, bazen de uzaklardan gelen silah sesleri yankılanırdı. Bu şehir, yalnız taşlardan değil; umutları yarım kalmış bir gençlikten, gözyaşından ve dirençten örülmüştü.
O gençlik ki, güneşin doğuşunu bile yarım görürdü. Okul yollarında asker barikatlarıyla karşılaşır, kahvelerin önünde otururken faili meçhullerin gölgesini hissederdi. Onların gençliği, normal bir gencin yaşayacağı gibi aşk, eğlence, hayallerle dolu değildi. Onların gençliği, gözaltı hücrelerinin nemli duvarlarına, karakollarda yanan sigara izmaritlerine, faili meçhullere gömülmüştü.
---
Çocukluktan Koparılış
Ali, Rojda, Baran ve Heval… Hepsi aynı mahallenin çocuklarıydı. Bir zamanlar Silvan’ın daracık sokaklarında saklambaç oynarlardı. Ama zamanla oyunların yerini başka şeyler aldı: ev baskınlarının çığlığı, yasaklanan diller, gözaltına alınan babalar, kaybolan amcalar, yakılan köylerden göç eden akrabalar…
Bir gün Rojda, kardeşiyle beraber bakkaldan dönerken bir panzerin açtığı ateşte küçücük kardeşini kucağında kaybetti. O an, çocukluk masumiyeti sonsuza dek bitmişti. Rojda’nın gözleri bir daha gülmedi.
Ali’nin babası, bir sabah hiç dönmemek üzere gözaltına alındı. Aylarca haber alınamadı. Annesi her kapı çaldığında umutla açtı ama hep hüsranla kapattı. Ali’nin gençliği, babasının akıbetini beklemekle geçti.
Baran, okul yolunda sürekli kimlik kontrolüne takılırdı. Defalarca cop yedi, defalarca küçücük yaşına rağmen “terörist” diye damgalandı. Bir gün dayanamadı, defterini bir kenara bıraktı ve dağların yolunu tuttu.
Heval ise, bu şehirde “normal” kalmak isteyenlerdendi. Ama uyuşturucu bataklığı gençleri hedef almıştı. Köşe başlarında “teslimiyet” diye dağıtılan zehir, onun gibi nice genci içine çekti. Bir sabah cansız bedeni bir sokak başında bulundu.
Direnişin Gölgesi
Her kayıp, diğerinin yüreğini daha da keskinleştirdi. Ali, Rojda ve Baran’ın hikâyesi, Silvan’ın birçok genci gibi yarım kaldı.
Rojda, annesinin “Gitme kızım” demesine rağmen bir gün evden çıktı, geri dönmedi. Adı, bir gerilla anısına yazıldı.
Baran’ın yolu yıllar sonra bir çatışmada kesildi; köy meydanına bırakılan cenazesini annesi gözyaşlarıyla sardı.
Ali, şehirde kalıp okumak istedi, ama defalarca tutuklandı. Cezaevi onun gençliğinin en uzun mevsimi oldu.
Ve Heval… Herkesin yüreğinde bir utanç olarak kaldı; çünkü devletin gençleri teslim almak için kullandığı zehrin kurbanı olmuştu.
Yarım Kalan Hayat, Tamamlanacak Hikâye
Bugün Silvan sokaklarında yürürsen, duvarlara kazınmış isimler görürsün. O isimler, bir zamanlar yarım bırakılan gençliğin imzalarıdır.
Bir anne, oğlunun fotoğrafına bakar ve “Keşke doya doya genç olsaydın” der.
Bir baba, kızının mezarı başında, “Sen büyüyemedin ama inadın büyüdü” diye mırıldanır.
Bir kardeş, ağabeyinin yokluğunda büyür ama her adımda onun sesini duyar.
Ve her genç, birbirine aynı cümleyi miras bırakır:
“Bizim gençliğimiz yarım kaldı. Ama bizim kanımızla yazılan bu hikâye, bir gün tamamlanacak.”
Silvan’ın gençliği belki yarım kaldı, belki koparıldı, belki sürgüne zorlandı. Ama onların yarım kalan hikâyeleri, bir gün başka gençlerin kalemiyle tamamlanacak. Çünkü kanla yazılan satırlar, hiçbir zaman silinmez.
.jpeg)
.jpeg)
Yorum Gönder