Hiçbir Acı Yazamaz Silvan’ın Bahrından Kopan Gençleri
Silvan’ın taş sokaklarından güneş doğarken, sabah ezanının yankısı dağlara çarpar, serçeler yorgun duvarlarda cıvıldardı. Ama o seslerin arasında bir sessizlik vardı; çocukların kahkahalarıyla dolması gereken avlular artık kimsesizdi. Çünkü Silvan’ın gençliği, bir bir bahrından koparılmıştı.
O gençler ki; kimi annesinin başını dizine koyduğu akşamları, kimi babasının helal alın teriyle getirdiği ekmeği yarıda bırakıp gitmişti. Bir kısmı işkencehanelerin soğuk duvarlarına yaslanmış, sabaha kadar çığlıklarla sabahı karşılamıştı. Bir kısmı ise uyuşturucunun zehirli bataklığına itilmiş, kimyasal karanlıklarda kaybolmuştu. Devletin el uzattığı tek yer ya coptu, ya zindandı, ya da uyuşturucu ağıydı.
Silvan’ın gençleri daha on beşinde, on yedisinde “düşman” damgasıyla anıldı. Okuldan çıkıp eve dönerken bile kimlik sorgularıyla, gözaltılarla, dayaklarla tanıştılar. Her köşede silah sesleri yankılanırdı; bazen sabahın köründe bir baskın, bazen akşamüstü bir cenaze… Ve her cenaze, biraz daha eksiltti gençliği.
Bir zamanlar hevesleri vardı; bağlama çalanlar, şiir yazanlar, futbol oynayanlar… Ama umutları birer birer susturuldu. Sokaklarda şarkılar yerine sirenler çaldı. Duvarda yazılı hayaller, gece baskınlarında silindi.
Silvan’ın bahrından kopan o gençler, bir daha geri dönmedi. Kimisi dağlara çıktı, çünkü başka çare kalmadığını düşündü. Kimisi mahpushanelerde çürüdü, gençliğini dört duvar arasında yaşadı. Kimisi ise mezar taşında adı yazılı bir hatıra olarak kaldı.
Anneler, evlerinin eşiğinde başörtülerini dişleriyle ısırarak ağladı. Babalar, gözyaşlarını gizlemek için tütün dumanının arkasına saklandı. Her evin kapısında bir hüzün, her sokakta yarım kalmış bir hayal dolaştı.
“Bizim gençliğimiz yarım kaldı,” derdi gözleri kararmış ihtiyarlar.
Ama sonra bir çocuk kahkahası duyulurdu uzaktan; demek ki umut hâlâ ölmemişti. Çünkü Silvan’ın toprağı, gençliğin kanıyla sulanmış olsa da, bir gün yeniden filizlenecek günleri bekliyordu.
Ve o gençler için yazılacak en büyük destan, ne ağıtlarda, ne şiirlerde… Belki de annelerin gözyaşında, belki de çocukların bir gün daha özgür koşacak adımlarında saklıydı. Çünkü hiçbir acı, Silvan’ın bahrından koparılan gençlerin hikâyesini tam olarak yazamazdı.
Rezan Farqin Yayınları
.jpeg)
Yorum Gönder